Türk Edebiyatı’nda Fantastik Kurgu ve Bilim Kurgunun Yeri

2009-10-19 15:07:00

Aşağıda okuyacaklarınız, Üniversitede bir edebiyat dersi için birinci sınıftayken yazdığım ve başka bir sitede yayınladığım bir ödevdi. Ancak çok yoğun ilgi gösterildi ve pek çok site ve blogdan araklandı. Neyseki eski takma adım Tyler Durden imzasını kaldırmadan yayınlamış arakçılarım, sağ olsunlar :) İyi ki de araklamışlar, yoksa bu yazım kaybolup gidecekti. Ben de arakçılarımdan kendi malımı geri arakladım. :) İyi okumalar!


Fantazi Deyince

Türkiye’de birkaç yıl öncesine kadar sokakta karşılaştığınız her hangi birine fantezi dediğinizde aklına hangi isimler gelirdi? Büyük bir ihtimalle Müslüm Gürses, Ferdi Tayfur ya da diğer arabesk şarkıcıları. Durum bu birkaç yıl içinde hızla değişti. Yüzüklerin Efendisi’nin kitaplarından sonra filmleri de Türkiye’ye geldi. Özellikle fantastik kurgunun en iyi eserleri Türkçe’ye çevrildi. Yayınevleri tutulmamasından korktukları için fantastik kurgunun yalnızca dünyada en beğenilen ve en çok satılan kitaplarını yayınlayarak Türkiye‘de fantastik kurgunun sevilmesini ve yayılmasını sağladı. Türkiye’de çocukluğunu Asimov öykülerini, Conan dergilerini ve benzerlerini okuyup, Yıldız Savaşları’nı izleyerek geçiren bir nesil de bununla beraber üretime geçince Türkiye’de müthiş bir fantastik edebiyat fırtınası koptu doksanların sonunda.

 Peki nedir fantezi? Nedir Fantastik kurgu? Ve nedir bilim kurgu?

 Kısaca söylemek gerekirse içinde gerçek dışı öğeler bulunduran her edebiyat ürünü fantastiktir. Fantastik edebiyatın bir çok alt dalı vardır. Bu alt türleri birbirinden kolayca ayırmak için türün yazarlarından Barış Müstecaplıoğlu’nun da vurguladığı gibi “fantastik kurgu” demek uygun olacaktır. Fantastik kurguda yazar mitolojisi, efsaneleri, coğrafyası, tarihi, ırkları ile yeni bir dünya oluşturur.
 İçinde bulunduğumuz gerçeklikle kalan tek bağlantısı konuşulan dilidir ki, türün ustaları kendi terminolojilerini de oluşturmuşlardır. Yine de fantastik kurgular yaşadığımız dünyadan tamamen ayrılamazlar. Örneğin, iyi – kötü çatışması, dostluk, fedakarlık ve kahramanlık gibi temalar fantastik kurgular için olmazsa olmaz kabul edilir. Yüzüklerin Efendisi’nde Arwen karakterinin aşkı için ölümsüzlüğe sırt çevirmesi; Ejderha Mızrağı’nda Şövalye Sturm Brightblade’in ejderhalara meydan okuyarak şehit düşmesi fedakarlık ve kahramanlığa örnektir.
 Fantastik kurgu insanları neden bu kadar etkiler? Jung’a göre insanların geleneksel anlatılara, mitolojiye, efsane ve destanlara yanıt vermesinin nedeni, bu anlatıların aslında tek bir anlatı olmaları ve tüm insanlık tarafından paylaşılan, ortak ruhsal deneyimlerden söz etmeleridir. Bu teoriye göre kahramanların tehlikeli yolculukları her insanın çıkmak zorunda olduğu yaşam yoluna benzetilir. Karşılaştıkları engeller fiziksel sınavlardan çok ruhsal sınavlardır. Her korkunç yaratık gerçek yaşamdaki bir engeli hatırlatır bize. Yani ejderhalar, canavarlar ve diğer varlıklar gerçeklikten o kadar da uzak olmayan psişik fenomenlerin uzantılarıdır.
 Karakterler, yerler ve olaylar her ne kadar gerçek olmasa da inandırıcı olmalıdır. Her şey mantıklı bir şekilde birbirine kenetlenmelidir. İnanılırla inanılmaz dengeli bir şekilde bir araya getirilmelidir. Bu denge biraz bozulursa inanılırlık kaybolur ve fantezi gülünçleşir.

 “Kurgu ile gerçek arasındaki tek fark, kurgunun mantıklı olmak zorunda olmasıdır.”

 Peki bilim kurgu nedir? Bilim kurgu bir çok insan tarafından fantastik kurguyla birbirine karıştırılır. Bilim kurgu bilimsel ya da gelecekte bilime uygun olabilecek öğeler içerir. Bilim kurgu eserleri genellikle uzayda geçer, ancak uzayda geçen her hikaye bilim kurgu değildir.
Bilim kurgunun ortaya çıkışının da sebebi insanın olağanüstü olaylara düşkünlüğüdür. İnsan hemen her zaman acayip olayları, değişik ülkelerde olup bitenleri bir şekilde öğrenmek ister.
 Bilim kurgu işte bu ihtiyaçları gidermek için ortaya çıkmıştır. Eskiden insanlar cinlere perilere inanırdı, şimdi nükleer bombalar gibi teknik gelişmelere inanıyorlar. Bilim kurgu okurlarını başka dünyalara olağanüstülüğe sürüklese de kullandığı dil bilim dilidir, ya da en azından bilimsi bir dildir.
 Bilim kurgunun en çok üzerinde durduğu konular; uzay gezileri, zaman içinde yer değiştirme ya da zaman içinde geziler, başka boyutlarda ya da bitişik evrende geziler, başka gezegenlerden, boyutlardan gelen akıllı ya da akılsız yaratıklarla, uzay canavarlarıyla karşılaşma, Dünyanın gelecekteki tarihi ya da varsayımlı tarih, Dünyanın sonu, olağanüstü buluşların yarattığı durumlar, robotlar, telepati ve duyular üstü algılama (ESP), ütopyalar ve kurgusal dünyalardır.
 Michel Butor’a göre bilim kurgu bilimin izin verdiği ölçüde mümkün olabilecek olanı kullanan bir yazındır, gerçekçilikle sınırlandırılmış düşçülüktür.
 Kingsley Amis’e göre bilim ve teknik alanda yeni buluşlara ya da varsayımlara, giderek bunların kurgusal yollarla ileri götürülmüş biçimlerine dayanan bir durumu ele alır ve bu durum üzerine kurar hikayesini.
 Örneğin bilim kurgunun babalarından Isaac Asimov, Üç Robot Yasası adlı öykülerinde beyinleri pozitronik kanallarla çalışan robotları işlemiş. Bu robotların işleyişlerini bilimsi bir şekilde anlatmıştı. Bilim kurgunun öteki babalarından Jules Verne Aya Seyahat adlı romanında füzenin itme gücünü, yer çekiminden kurtulması için gereken zamanı hesaplamıştır. (Her ne kadar kendisi bilim eğitimi almamış olsa da.)
 Şimdi gelelim bu türlerin Türkiye’deki durumuna. Fantastik kurgunun çevirleri 1980’lerden beri Türkiye’deki sevenlerine ulaşıyor. İlk türk fantastik kurgusu ise yazılmak için 2000’li yılları bekledi.
 Frp (fantasy role playing) oyunlarının bu türün yayılmasındaki payı asla yadırganamaz. Frp bir masa başı oyunudur. Bir kaç kişi kendilerine karakterler yaratır, onları yönlendirir. Yeteneklerini belirler, onları geliştirir. Ve masa başından kalkmadan hayali bir maceraya çıkılır. Bu oyunu bir kere oynayıp da bir daha oynamak istemeyen pek az kimse vardır. 20 Şubat 2004 tarihli Radikal Kitap Eki’nde Türkiye’deki her yaştan her fantastik kurgu meraklısı, her frp oyuncusu oturup bir fantazi romanı (ya da roman dizisi) yazmaya girişebilir deniliyor. Bunların çoğu başarısız, sıradan, taklit ya da düpe düz kötü olabilir, ancak iyinin ortaya çıkması için çok sayıda kötüye de ihtiyaç vardır. Dostoyevski’yi biliyoruz, ama onun çağdaşı olan bir sürü (kötü) Rus romancısından haberimiz var mı? Önemli olan şu ki, onlar olmadan Dostoyevski de olamazdı. Değeri nasıl anlaşılacaktı ki?

 Türkiye’den İnciler

Fantastik kurgu alanında Türk bir yazar tarafından yazılmış ilk roman Perg Efsaneleri dörtlemesidir. Barış Müstecaplıoğlu’nun yazdığı roman bir çok fantastik kurgunun olduğu gibi tek kitaba sığamamıştır, çünkü yeni bir dünya yaratmak onun alt yapısını ırklarını, kültürlerini, tarihini, coğrafyasını ve daha bir çok şeyini anlatmak çok uzun sürmektedir.
 2001 yılında piyasaya çıkan Perg Efsaneleri’nin ilk cildi Korkak ve Canavar beklenenden fazla ilgi çekti. Bir ilk olması nedeniyle önemli olan bu eser daha çok ön yargılar üzerine kurulmuş. (Hoş, bizde her yapılan ilk kabul edilir. Her Türk korku filminin, ilk Türk korku filmi olarak lanse edilmesi gibi.) İlk kitapta insanların kendilerine karşı olan önyargıları; ikinci kitap Merderan Sırrı’nda milletler ve ırklar arasındaki önyargılar; üçüncü kitap olan Bataklık Ülke’de ise farklı düşünce ve inançlara karşı olan önyargılar işleniyor, bir çok fantastik kurguda olduğu gibi. Fantastik kurgu yazarları önyargılara karşı önyargılıdır. Perg Efsaneleri’nde her kitabın kendi öyküsü vardır, bir de bu öyküleri bir birine bağlayan asıl hikaye vardır. Yazar, yan hikayeleri okuyucuyu yıllarca bekletmemek için yaptığını söylüyor.
 Müstecaplıoğlu fantastik kurguyu özel yapanın, belirli birey, millet ya da olayları örnek göstermeden tamamen olgular üzerinde durabilme özgürlüğü tanıması olduğunu söylüyor.
 Yazar ayrıca kendi değimiyle içini acıtan pek çok şeyin kitaba sızdığını görmüş: Sokak çocukları, küreselleşmeyi abartanlar ya da gücü tek elde toplamaya çalışanlar gibi. Muhtemelen, bunca sızıntıyı, ancak kitap yayınlandıktan sonra fark etmiştir.
 Yerli fantastik kurgu hız kesmedi. Ertesi yıl (2002) Perg Efsanelerinin ikinci cildi Merderan Sırrı çıktı. Bunu Xasiork Ölümsüz Öyküler Kulübü’nün başlattığı Türkçe fantastik kurgu romanları serisi izledi.
 Xasiork bir kelimeden çok bir logo olarak oluşturulmuş. Yani nasıl okursanız okuyun. Xasiork Orkun Uçar’ın 9 Aralık 2000’de kurduğu küçük bir internet sitesi olarak başladı. Orkun Uçar yazdığı öyküleri bu sitede yayımlarken bu yazıları okuyanlar da kendi öykülerini yollamaya başladılar. Bu sırada Uçar’ın yolu Sibel Atasoy’la kesişti. Atasoy yazdığı romanı yayımevleri yabancı isimle basalım, karakterler yabancı olsun deyince yayımlayamamıştı.
 Xasiork Ölümsüz Öyküler Yayınevi bu sebeple yani Türk yazarlara fantastik kurgu, bilim kurgu ve korku türlerinde fırsat vermek için kuruldu. (Mayıs 2002) Polisiye de yayınevinin ilgi alanına girer. Yayınevi yalnız Türk yazarların hikayelerini yayımlamaktadır.
 Xasiork her yıl düzenlediği öykü yarışmalarıyla edebiyata yeni yüzler kazandırma çabasını sürdürmektedir. Yarışmaya her yıl daha fazla amatör yazarın katılması fantastik kurguya olan ilginin nasıl artışta olduğunu gösterdi.
 Xasiork Ölümsüz Öyküler Yayınevinden çıkan kitapların ilki Orkun Uçar’ın yazdığı Kızıl Vaiz (Haziran 2002) içinde Türk bir karakter bulunan ilk fantastik kurgu romanıdır. Ancak, bir kısmı gerçek dünyada geçtiği için bu sıfat tartışılabilir. Daha sonra Sibel Atasoy’un Sırıtkan Kırmızı Ay (Haziran 2002) ’ı, Evren İmre’nin Kıyamet Sirki (Nisan 2003), Nefrin Tokyay’ın Gizli Evin Kitabı (Nisan 2003), Xasiork öykü yarışmasında dereceye giren öykülerin bazılarının toplandığı Ölümsüzler (Nisan 2003), Sibel Atasoy’un Venüs Bağlantısı (Haziran 2003), Orkun Uçar’ın Kara Gezgini (Kasım 2003) piyasaya sürüldü. Kızıl Vaiz ve Kara Gezgin Derzulya Serisinin ilk iki kitabıdır.
Xasiork’un dışında da bir çok internet sitesi amatör yazarlara kollarını açmıştır. Türk Fantazya Topluluğu (TFT) de bu gerçek göz önüne alınarak kurulmuştur. Amaçlarını şöyle açıklıyorlar; bugün entelektüel manada önyargıyla, cehaletle ve yoksunlukla mücadele edecek kapasitede bir çatının varlığına gereksinim duyulmaktadır. TFT öncelikli olarak bu amaca hizmet etmek için kurulan bir organizasyonlar takımıdır.
 Türkiye’de bilim kurgu ile ilgili böyle olumlu gelişmeler henüz olmamıştır. Şimdiye kadar yabancı dillerden genellikle kötü çeviriler ve kısaltmalarla idare edilmiştir. En çok özen gösterilen çeviriler Jules Verne romanları olsa da onlara da çocuk kitapları gözüyle bakılmıştır. Bir ara Çağlayan yayınları ucuz kitapları arasında on tane kadar önemli bilim kurgu eserini de yayımlamış, ancak hangi yazarlardan çevrildiğini belirtme gereği bile duymamıştır. Bunların arasında Asimov, Van Vogt gibi önemli bilim kurgu yazarlarının da eserleri bulunmaktadır. Daha sonra arada bir yayınevinin birinin aklına estikçe kötü çeviriler basılmaya devam edilmiştir.

 Neden Gelişmiyormuş?

Barış Müstecaplıoğlu bilim kurgunun ülkemizde gelişmemesinin sebebini şöyle açıklar: Bilim kurgu popüler edebiyatta (aslında edebiyatın tümünde) varolan 'tekinsiz' çekirdeği açıklamak, anlamlandırmak, doğaötesinin, metafiziğin alanından çekip çıkararak varolan simgesel düzende kapsamak için, 19. yüzyıl boyunca gelişen bir tür. Bilim kurgu bilinmeyeni, 'gaip' olanı pozitivize ederek, 'pozitif' bilimlerin yöntemiyle evcilleştirerek gerçekleştiriyor bunu. Uzaydan gelen yaratıklar bilinmeyenin tekinsiz tehdididir; bilimkurgu bu tehdidi aydınlanma-sonrası pozitivizmi ile karşılar, 'bilinebilir' hale getirir. Türkiye gerçek anlamda bir aydınlanma çağı yaşamamış olduğu için, bilim kurgunun kaynağı olan pozitivizm bu topraklarda yeşermemiş, en iyi ihtimalle yalnızca aydınların kullanımına açık olacak şekilde ithal edilmiştir. Oysa Avrupa'da ve onun devamı olarak ABD'de bu iki düşünce sistemi de 19. yüzyıl boyunca popüler, şehirli kültürün parçası haline gelmiştir, o yüzden de popüler edebiyatın bunlar temelinde şekillenmesi hiç şaşırtıcı değildir. (Ben Amerikalı köylülerin bilimle Türk köylülerden daha fazla ilgilendiğine hiç ihtimal vermiyorum ya, öyle olsun bakalım.)
 Türkiye (ve Osmanlı) popüler kültürü, tekinsizi, bilinmeyeni evcilleştirebilecek, açıklarmış gibi yapacak düşünsel araçlardan yoksunmuş. Kuşkusuz pozitivizme ve rasyonalizme aşina aydınlar arasından bu türlerde yazma denemeleri çıkmıştır, ancak şöyle bir açmazla: Bu düşünce sistemlerine aşina olan aydın çoğunluğu da popüler edebiyat yazmaya gönül indiremezler bir türlü, daha 'elit' türleri tercih ederler; ya şiir ya da tiyatro oyunu yazarlar ya da gerçekçi roman.
 Pozitivizm (ve polisiyenin) Avrupa ve ABD popüler (ve elit) kültürleri içindeki egemenliği kırılmaya çoktan başlamıştı 1980'lerde. Bu düşünce sistemlerinin zaten hiç kök salamadığı Türkiye'nin gecikmiş çabaları, 'çok geç' kalmaya mahkumdu. Ancak ne mutlu ki, bilimkurgunun bu kaderi, fantazi için geçerli değil.
 Bilim kurgu da internetten destekleniyor, fantastik kurgu gibi. Bunun için yazarların kendi öykülerini yazmak için kurdukları siteler ve bunları yayımlayan diğer siteler vardır. Bilim kurgu da internetten yayımlanan öykülerle ayakta kalmaya çalışmaktadır.
 Türkiye’de bilim kurgu yazılmıyor diyemeyiz, ama okunmuyor ya da okutulmuyor diyebiliriz. Örneğin Alev Alatlı, Müfit Özdeş, Özlem Alpin, Zühtü Bayar, Fatih Çatallar, Selma Mine, Özlem Ada, Orkun Uçar (bilim kurgu da yazar), Orhan Duru, Haldun Aydıngün, Gurur Ası, İbrahim Balkaş  ve daha başkaları. Ancak tanıtım sıfır. Harry Potter bile ilk yayımcısıyla piyasaya çıktığında hezimete uğramış, ancak yayımcısını değiştirince “best seller” listelerini altüst etmiştir.


Ne Önemi Var Kurgunun?

 Peki bu türler neden önemli? Neden bazıları ülkemizde fantastik ve bilim kurgu türlerinin yükselmesi için uğraşırken bazıları tam tersini yapıyor?
 Orkun Uçar bu soruyu şöyle cevaplıyor: “Geleceğimiz tehlikede! Çünkü Batı hayallerimizi yönlendiriyor, onları esir alıyor. Batılı gibi hayal kurup batılı gibi yaratmayı düşünürsen yok olursun ve geleceği sen değil batılı inşa eder.”
 Bence de bilim kurgu geleceği yalnızca anlatmaz ona şekil verir. Örneğin Uzay Yolu dizisi çok tutulunca Rus Pravda Gazetesi bir kampanya başlatmış ve Uzay’a giden ilk ulus olan Ruslara bu dizide neden yer verilmediğini sorgulamış. Rus hükümeti protestosu ve kamuoyunun baskısıyla Uzay Yoluna Çekof isimli bir Rus karakter eklenmiş.
 Peki ya biz? Luke Skywalker adını Yıldız Savaşları’nda duyduğumuzda buna hiç şaşırmayız. Gelecekte bir Amerikalı’nın kahraman olması bizim için olağandır, ancak Luke Skywalker yerine Hüseyin Gökteyürür isimli bir Türk bu filme eklenseydi bu bize komik ve gülünç gelirdi. Neden? Gelecekte bir Skywalker var da, neden bir Gökteyürür yok? Çünkü biz bilinç altımızda kendimizi zaten gelecekten silmişiz bile.
 Fantastik kurgu öykülerinde kahramanların isimlerinin İngilizce olması ortak dilin İngilizce olması hatta bilim kurgu türünde Uzaylıların İngilizce konuşması bize normal gelirken Türkçe konuşan Türk karakterler saçma geliyor. Bu tıpkı Allah Türkçeyi daha sökememiş gibi Arapça dua etmeye benziyor. Tam anlamıyla bir kültür emperyalizmi.
 Orkun Uçar, “Fantazide olmamak ne demek? Batılının senin hayallerini alması demek. Hayal gücündeki sınırlar ülke sınırları kadar önemlidir,” diyor.
 Uzay Yolu, Yıldız Savaşları, Conan, Yaratık, Harry Potter, 5. Element, Blair Cadısı, Yüzüklerin Efendisi ve nihayet Matrix yapımcılarına, onları hayal edenlere milyarlarca dolar kazandırdılar. Çok satan kitaplar da neredeyse bu filmler kadar çok kazandırdı. Fantaziden batının toplamda kazandığı parayı Türk Lirası Kurundan hesaplamak Kandilli Rasathanesinin veya NASA’nın başarabileceği bir iş bile değil (ki düşünün onların uğraştıkları astronomik sayıları).
 Orkun Uçar bu türlerin hala gelişmemiş olmasının nedenlerinden birinin de Türk yazarlara okuyucunun da güvenmemesini gösteriyor. Okuyucu kitapçıdan Türk yazar istemeyince kitapçı da yayımevinden istemiyor ve bu kitaplar basılamıyor. Orkun Uçar amaçlarının üzerinde “Xasiork Ölümsüz Öyküler Yayımevi” yazan kitapların okuyucunun tereddüt etmeden güven olabileceği kitaplar olmasını sağlamak olduğunu söylüyor. Yani bir marka yaratmak. Bir ekol yaratmak. Şimdiye kadar pek başarılı olamadılar, ama denemeye değer.
 Bir başka sebep olarak Türkiye’deki editörlerin profesyonel olmamasını gösteriyor. Editör kendisine gelen kitabı aynen basmamalı tavsiyelerde bulunmalı, hatta değişiklikler yapmalı diyor. (Yok artık. Değişiklik yapabilmeleri kısmına hiç mi hiç katılmıyorum) Türk editörleri ise yerli fantazi zaten tutmaz, en iyisi yurt dışında çok satmış ‘garanti’ kitabı basalım diyormuş.

Sonuç

 Batının kitaplarını yakalım, filmlerini yasaklayalım, demiyorum, çünkü onlar ortak, uluslararası değerlerimiz, ancak bizim de çorbada payımız olsun diyorum. Hayallerimizi serbest bırakalım! Yani, kendi edebiyatımızı ve ürünlerimizi oluşturalım. Her şeyi onlara bırakıp ortaya çıkandan pay almayı düşünmemeliyiz.
 Gelecek hayal edilerek yaratılır. Ne kadar çok hayal edersek o kadar geniş bir geleceğimiz olur. Biz hayal etmezsek, şu ana kadar, olduğu gibi geleceği Batı inşa edecek ve o gelecekte bize yer olmayacak.

NOT: Bundan üç yıl evvel Türkçe dersi için bir araştırma ödevi yazmam gerekiyordu. En çok ilgilendiğim konulardan biri olan fantastik kurgu ve bilim kurguyu araştırıp yukarıda okuduğunuz yazıyı yazdım. Yazıyı o yıl değil de şimdi yazsaydım, bir çok bölümü farklı yazar, bazı bölümleri yazmaz ve bazı yeni bölümler eklerdim. Şimdilik yalnız ufak değişiklikler yapıp resimler ekledim. Ancak, yazımın şu haliyle de yeterince faydalı olacağını düşünüyorum. İyi okumalar.

Kaynaklarım:
1. xasiork.org
2. lostlibrary.org
3. frpnet.net
4. bilimkurgu2000.com
5. pergefsaneleri.com
6. Duru, Orhan. “Bilim Kurgu Nedir?” Aylık Dil veEdebiyat Dergisi Ocak 1973: 334
7. Radikal Kitap Eki. Şubat 2004
8. Müstecaplıoğlu, Barış. “Fantastik Kurgu Nedir?” Hürriyet Gösteri Dergisi Şubat 2004
9.  “Söyleşi” Picus Dergisi Mart 2004
10. Aydemir, Kadir. “Barış Müstecaplıoğlu ile Bataklık Ülke Üzerine” Virgül Dergisi Mart 2004
 11. Uludağ, Sema. “Fantazya artık daha zengin.” Milliyet Mart 2002
12. Türkeş, A. Ömer. “Korkak ve Canavar.” Virgül Dergisi Mayıs 2002
13. Yılmaz, İhsan. Hürriyet Cuma. 17 Ocak 2003
14. Uludağ, Sema. “Fantastik romana yerli kan” Radikal Mart 2002

Yazan:
Tyler Durden (Yeni adıyla "Mülteci" ki kendisi http://yirmiikieylul.blogcu.com/ blogunun sahibidir. )

1274
0
0
Yorum Yaz